Risale-İ Nurlar Anlaşılmıyor İddiası Ve Lügat Meselesi

Kur’an-ı Kerim’in feyzinden kalbime doğan fü­yu­zatı yanım­daki kimselere yazdırarak birtakım risale­ler vü­cuda geldi. Bu risa­lelerin heyet-i mecmuasına Risale-i Nur ismini verdim.Hakikaten Kur’an’ın nuruna istinad edil­diği için bu isim vicda­nımdan doğ­muş.Bunun ilham-ı İlahî olduğuna bütün ima­nımla kaniim…

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

وَ بِهِ نَسْتَعِينُ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Risale-i Nur, ekseriyet itibariyle ilham eseridir, ilham ise ,sonsuz ilm-i ilâhiden gelir.İlm-i ilâhi;herşeyi ve herkesi bütün hususiyet ve ahvâliyle bildiği için en isabetli ve en muvâfık ve mânâ külliyetinde ve kudsiyete sahib ve devâ olacak mânâları, o manaları ifade edecek kelimat ile ilham eder.Evet Risale-i Nurların ilhamen yazıldığına dair hayli yerler mevcuttur.Ezcümle;

 Kur’an-ı Kerim’in feyzinden kalbime doğan fü­yu­zatı yanım­daki kimselere yazdırarak birtakım risale­ler vü­cuda geldi. Bu risa­lelerin heyet-i mecmuasına Risale-i Nur ismini verdim. Hakikaten Kur’an’ın nuruna istinad edil­diği için bu isim vicda­nımdan doğ­muş. Bununilham-ı İlahî olduğunabütün ima­nımla kaniimŞualar 496p1

Hem yazılan eserler, risaleler, -ekseriyet-i mutla­kası- ha­riçten hiçbir sebeb gelmiyerek, ruhum­dan tevel­lüd eden bir hacete binaen,ani ve de­f’î olarak ihsan edilmiş. Sonra bazı dostlarıma gös­ter­diğim vakit, demiş­ler: “Şu zamanın yarala­rına deva­dır.” İntişar ettikten sonra ekser kardeşlerimden anla­dım ki, tam şu zaman­daki ihtiyaca muvafık ve derde lâyık bir ilaçhükmüne geçiyor.Mektubat 375p1

…Resail-in Nur’unmesaili; ilim ile, fikir ile, niyet ile ve kasdî bir ihtiyarla değil;ekseriyet-i mutlaka ile sünuhat, zuhurat, ihtarat ile oluyor…K.L. 210 pson

Bazı sualler soruyorsunuz. Aziz kardeşim, yazılan galib Sözler ve Mektublar;ihtiyarsız, def’î ve ânî bir surette kalbe geliyordu, güzel oluyordu.Eğerihtiyar ile Eski Said gibi kuvve-i ilmiyeile düşünüp cevab versem; sönük düşer, noksan olur…Mektubat 279 p1

Evet mezkür paragraflardan da anlaşılacağı üzere Risale-i Nurlar,Bediüzzaman Hazretlerine ilhamen gelmiş,O’nun irade ve tasarrufu ile vücut bulmamıştır.İlham edilen o kudsi manalar yine o manaları karşılayacak kelimelerle ifade edilmiş, söylettirilmiştir.Zira anadili başka olup,Türkçesi az ve muğlak olduğu halde yazdığı Risale-i Nurlar hakkında ;

Büyük şâirimiz, edebiyatımızın medar-ı iftiharı merhum Mehmed Âkif, bir üdebâ meclisinde, “Viktor Hügo’lar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman’ın bir talebesi olabilirler.”…T.H 764 p4

Diye takdir ve Tahsin ifadeleri de gösteriyor ki, Nurlardaki kelimeler dahi ilhamen gelmiştir.İşte bu husus Mektubat adlı eserde şöyle ifade edilmektedir:

Elli-altmış risaleler (*) öyle bir tarzda ihsan edilmiş ki; değil benim gibi az düşünen ve zuhurata tebaiyet eden ve tedkike vakit bulamayan bir insanın; belki büyük zekâlardan mürekkeb bir ehl-i tedkikin sa’y ü gayretiyle yapılmayan bir tarzda te’lifleri, doğrudan doğruya bir eser-i inayet olduklarını gösteriyor. Çünki bütün bu risalelerde, bütün derin hakaik, temsilât vasıtasıyla,en âmi ve ümmi olanlara kadar ders veriliyor. Halbuki o hakaikin çoğunu büyük âlimler “tefhim edilmez” deyip, değil avama, belki havassa da bildiremiyorlar.

İşte en uzak hakikatları, en yakın bir tarzda, en âmi bir adamaders verecek derecede; benim gibi Türkçesi az, sözleri muğlak, çoğu anlaşılmaz ve zahir hakikatları dahi müşkilleştiriyordiye eskiden beri iştihar bulmuş ve eski eserleri o sû’-i iştiharı tasdik etmiş bir şahsın elinde bu hârika teshilât ve sühulet-i beyan; elbette bilâşübhe bir eser-i inayettir ve onun hüneri olamaz ve Kur’an-ı Kerim’in i’caz-ı manevîsinin bir cilvesidir ve temsilât-ı Kur’aniyenin bir temessülüdür ve in’ikasıdır.

(*): Şimdi 130’dur.

Mektubat 373 p 3

Hem yine bu manayı te’yid eden, başka kelimelerin bu kudsi kelimatın yerini tutamayacağı hakikatini Hz Üstad şöyle ifade etmiştir.

…Kur’anın bir nevi tefsiri olan Sözler’deki hüner ve zarafet ve meziyet kimsenin değil; belki muntazam, güzel hakaik-i Kur’aniyenin mübarek kametlerine yakışacak mevzun, muntazam üslûb libasları, kimsenin ihtiyar ve şuuruyla biçilmez ve kesilmez; belki onların vücududur ki, öyle ister ve bir dest-i gaybîdir ki, o kamete göre keser, biçer, giydirir.  Biz ise içinde bir tercüman, bir hizmetkârız. Mektubat 383 p1 sonu

Paragrafta geçen şu cümleye dikkat edilirse,Hazret-i Üstadın «Muntazam, güzel hakaik-ı Kur’aniyyenin mübarek kametlerine yakışacak mevzun, muntazam üslub libasları, kimsenin ihtiyar ve şuuruyla biçilmez ve kesilmez. Belki onların vücududur ki;öyle ister ve bir dest-i gaybîdir ki, o kamete göre keser, biçer, giydirir. Biz ise içinde bir tercüman, bir hizmetkarız.» demek suretiyle, bu ifadelerin kendi hüneri olmadığını,o kelimeleri seçmede müdahalesi bulunmadığını, belki bir ihsan-ı İlâhi olduğunu te’vili imkansız bir şekilde ifade etmiş oluyor.

Bediüzzaman Hazretleri şu hususları da ehemmiyetle nazara verip der ki:

…Risale-i Nur’un doğru ve hak olduğuna latif bir münasebet söyleyeceğim.  Şöyle ki:

Celcelutiye, Süryanîce bedi’ demektir ve bedi’ manasındadır. İbareleri bedi’ olan Risale-i Nur, Celcelutiye’de mühim bir mevki tutup ekser yerlerinde tereşşuhatı göründüğünden, kasidenin ismi ona bakıyor gibi verilmiş.  Hem şimdi anlıyorum ki; eskiden beri benim liyakatım olmadığı halde bana verilen Bediüzzaman lâkabı benim değildi, belki Risale-i Nur’un manevî bir ismiidi. Zahir bir tercümanına âriyeten ve emaneten takılmış. Şimdi o emanet isim, hakikî sahibine iade edilmiş. Demek, Süryanîce bedi’ manasında ve kasidede tekerrürüne binaen kasideye verilen Celcelutiye ismi işarî bir tarzda, bid’at zamanında çıkan Bediülbeyan ve Bediüzzaman olan Risale-i Nur’unhem ibare, hem mana, hem isim noktalarıyla bedi’liğinemünasebetdarlığını ihsas etmesineve bu isim bir parça ona da bakmasına ve bu ismin müsemmasında, Risale-i Nur çok yer işgal ettiği için, hak kazanmış olmasına tahmin ediyorum. Şualar 747 p2

Mezkur ifadede geçen “…Risale-i Nur’un hem ibare, hem mana, hem isim noktalarıyla bedi’liğine...” beyanı ile tespit edilen ibarelerinin yani; kelime ve cümlelerinin emsalsiz ve harikalığı, sarih bir şekilde belirtilmiştir.

Bir başka husus da “Risale-i Nur’u anlamak zordur,anlamayı kolaylaştıracak izâhlara ihtiyaç vardır.” gibi bir suâl tevdi edilirse cevaben deriz: Külliyât-ı Nurda bu suâle birçok yerde cevap verilmiştir. Numûne olarak bir kaçını zikredeceğiz şöyle ki:

…Evet bu asrın dehşetine karşı, taklidî olan itikadın istinad kal’aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan; her mü’min, tek başıyla dalaletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir iman-ı tahkikî lâzımdır ki dayanabilsin. Risale-i Nur bu vazifeyi; en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu ve nazik bir vakitte, herkesin anlayacağı bir tarzda, hakaik-i Kur’aniye ve imaniyenin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli bürhanlar ile isbat ederek,…Şualar 748 pson

Risale-i Nur; bütün tabakat-ı beşere hem medrese, hem mekteb, hem kışla, hem hakîm, hem hâkim olarak, en âmî avamdan en ehass-ı havassa kadar ders verip, talim ve terbiye etmesi bizce meşhud olmasıyla,…K.L 70 p1 sonu

Risale-i Nur!.. Kur’an Âyetlerinin nurlu bir tefsiri.. Baştan başa îman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen.. Her sınıf halkın anlayışına görehazırlanmış Müsbet ilimlerle mücehhez.. Vesveseli şüphecileri ikna ediyor… En avamdan en havassa kadar herkese hitap edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor…T.Hayat 681 p 3

Nur Talebeleri tarafından soruldu ki: Nur Risalelerinde denilmiş: “Küfr-ü mutlakın dehşetli tahribatına karşı tamirci bir atom bombası Risale-i Nur’dur.” Bunun bir nümunesini isteriz.

Elcevab: Asâ-yı Musa mecmuaları; hususan bir nümunesi Altıncı, Yedinci, Sekizinci Mes’eleler ve Sekizinci ve Onbirinci Hüccet-i İmaniye ki; en derin bir feylesofla bir çocuk, onlardan en derin hakikatı anlayabilir ve vehim ve vesveseleri bırakmaz. Nur Çeşmesi 5p1

Risale-i Nur, avamdan en âlim ve en münevvere kadar her sınıfın kendi istidadı nisbetinde istifade edebileceği bir eser külliyatıdır.İşte bu hakikatler içindir ki; Nurları okuyan ve yazan Nurcular, dünyanın her tarafında gittikçe çoğalmaktadır. Nur Çeşmesi 137 p2 sonu

Risale-i Nur eczaları, bütün mühim hakaik-i imaniye ve Kur’aniyeyi hattâ en muannide karşı dahi parlak bir surette isbatı,çok kuvvetli bir işaret-i gaybiye ve bir inayet-i İlahiyedir. Çünki hakaik-i imaniye ve Kur’aniye içinde öyleleri var ki; en büyük bir dâhî telakki edilen İbn-i Sina, fehminde aczini itiraf etmiş, “Akıl buna yol bulamaz!” demiş. Onuncu Söz Risalesi, o zâtın dehasıyla yetişemediği hakaiki; avamlara da, çocuklara da bildiriyor. Mektubat 372 p2

Risale-i Nur’daki âyetler, Kur’an-ı Hakîm’in en büyük mu’cizesi olan hususiyetleri kaybettirilmeden,büyük bir san’at ve meharetle Türkçemize tefsir edildiği için; Risale-i Nur’u kadın, erkek, memur ve esnaf, âlim ve feylesof gibi her türlü halk tabakası okuyup anlayabiliyor. Kendi istidadları nisbetinde gördükleri istifadeler karşısında ona bir kat daha sarılıyorlar. Liseliler, üniversiteliler, profesörler, doçentler, feylesoflar okuyorlar. Bu münevver sınıflar fevkalâde istifade ettikleri gibi; Risale-i Nur’un hârikulâdeliğini ve te’lif san’atındaki üstünlüğünü tasdik edip hayretler içerisinde bütün külliyatı okumak iştiyakına sahib oluyorlar…. Bu rağbet ve şiddetli alâka hiçbir psikolog, sosyolog ve feylesofun eserinde görülmemiştir. Onlardan ancak tahsilli kimseler istifade edebilmişlerdir. Bir ortaokul çocuğu veya okumasını bilen bir kadın, büyük bir feylesofun eserini okuduğu zaman istifade edememiştir. Fakat Risale-i Nur’dan herkes derecesine göre istifade etmektedir Şualar 549 pson

İşte yukarıda çok azı zikredilen paragraflarda görüldüğü üzere Risale-i Nurlar her sınıf halk tarafından istifade edilecek tarzda, avamın dahi anlayabileceği bir suhulette yazılmıştır.Burada şöyle bir itiraz gelebilir “Nurlardaki o ifadeler o zamanın insanlarının konuştuğu lisan ile olduğundan anlaşılabilmesi mümkündü. Lakin bu gün kullanılan Türkçe ile farklılık arz ettiğinden aynı durum söz konusu olamaz.”

Cevaben deriz ki; Hz Üstad hayattayken de Risalelerin yeni nesil tarafından zor anlaşıldığı gündeme gelmiş, fakat Hz. Üstad bazı mühim Risalelerin başına dercettiği (Ayetül Kübra gibi) ve başka yerlerde de nazara verdiği şu hakikat ile;

Bu ehemmiyetli risalenin, herkes herbir mes’elesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği mikdar yeter. O bahçe yalnız onun için değil, belki elleri uzun olanların hisseleri de var.Şualar 98 p1

Bu ehemmiyetli risalenin, herkes herbir mes’elesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği mikdar yeter. O bahçe yalnız onun için değil, belki elleri uzun olanların hisseleri de var.Şualar 98 p1

Kur’anın bu asırda yüksek bir tefsiri olan Risale-i Nur’daki bazı bahisleri başlangıçta tamamen anlayamazsanız da onun manevî tesiri ve manevî feyzi, ruh ve kalbinize nüfuz eder; mana âleminizi istilâ eder, kat’iyyen istifadesiz kalmazsınız. G.Rehberi 259 p ort

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri diyor ki: “Risale-i Nur başka kitablar gibi yalnız ilim vermiyor; onunmanevî dersi de vardır.”G.Rehberi 256 pson

Herkesin her şeyi tam anlayamayacağı, lakin önemli olan istifadesiz kalmayacağıdır. Bununla beraber anlamayanların lügat manalarını öğrenmeleri tavsiye edilmiştir.

Risale-i Nur, yirminci asrın müslümanlarını ve bütün insanları, koyu fikir karanlıklarından ve müdhiş dalalet yollarından kurtarmak için müellifin kendi ihtiyarıyla değil, bir ihsan-ı İlahî olarak yazılmış olan ilhamî bir eserdir. İşte insan üzerindeki tesiri pek büyük olan böyle bir eseri devamlı olarak teenni ile ve lügatların manalarını öğrenerek dikkatle okuyabilseniz, geceli gündüzlü çalışan birçok Nur talebeleri gibi siz de büyük bir huzur ve saadete kavuşursunuz….Nur’un İlk Kapısı 182 p1

Mes’elemizle alakalı bir hatırayı Üstadımızın talebelerinden Ahmed Aytimur ağabey şöyle anlatıyor:

Üstadımız Samsun Mahkemesi münasebetiyle İstanbul’a geldiğinde, bir gün bu manada bir sohbette, şu mealde beyanda bulundular:

“Adamlar dünyevi hacatı içinveya ticaret veya dünyevi bir maksad için ta şarktan buraya kadar geliyorlar, masraflar yapıyor, zahmetlere katlanıyorlar. Uhrevi ve ebedi hayat ve saadeti için neden anlamağa çalışmıyor? Lügata baksın, dikkat etsin, gayrette bulunsun. Bu işde de biraz zahmet çeksinler.” (1990 Üstadın Hizmetkarlarının imzasıyla neşredilen Lahikadan )

Burada ehemmiyet arz eden diğer bir hususta Nurları anlamak için lügat manalarının nerden nasıl öğrenileceğidir.Yani Nurlardaki kelimatın karşılıklarının yazıldığı müstakil bir lügata bakılarak mı,yoksa günümüzde bazı yayınevlerinin yaptıkları, kitapların arkasına,ya altına veyahut kenarlarına haşiyeler tarzında ilaveler yapılan kitaplar isti’mal edilerek mi öğrenilmelidir.Bu mevzuyla alakalı lügat çalışmalı eserleri neşredenlerin delil olarak getirdikleri Emirdağ Lahikası I cilt sahife 224 de bahsi geçen ve Kastamonudaki talebelerinden biri olan büyük alim olan Mehmed Feyzi ağabeyin çalışmasını anlatan şu paragraftır.

Kastamonu’nun Hüsrev’i ve Rüşdü’sü olan Mehmed Feyzi ve Emin’in gönderdikleri benim Kastamonu’da kalan bir kısım risaleler emanetlerini aldım. Size gönderdiğim Asâ-yı Musa’nın lügatnamesini hasta olduğu halde çok güzel ve âlimane yazan, lügatnamenin başında güzel bir fıkra derceden ve bana da ayrı mektub yazan Risale-i Nur’un serkâtibi Mehmed Feyzi’nin oraca çok müşkilât ve manialara rağmen, hârika sadakatını ve Nurlara faik alâkasını, sarsılmadan imana hizmetini birkaç cihette yapması gösteriyor ki; o küçük bir Hüsrev olduğu gibi, tam bir Hasan Feyzi’dir… E.LI/224 pson

Ayrıca Elyazma Emirdağ Lahikasında mevcut, gençler için Nurların biraz sadeleştirilmesi iznine, verilen cevabi şu mektup delil getirilmektedir.

“1948-1949’da Afyon hapsinde Ahmed Feyzi Ağabeyin Hazret-i Üstad’a gençler için risalelerin biraz sadeleştirilmesine dair mektubuna, Hazret-i Üstadımızın verdiği cevaptır:

Saniyen:Nur’un metni, izaha ihtiyacı olsa, ya satırın üstünde, ya kenarda hâşiyecikler yazılsa daha münasiptir. Çünkü metin içine girse, teksir edilen nüshalar ayrı ayrı olur, tashih lazım gelir. Hem su-i isti’male kapı açılır, muarızlar istifade ederler. Hem herkes senin gibi muhakkik müdakkik olmaz, yanlış mana verir, bir kelime ilave eder, ehemmiyetli bir hakikatı kaybetmeye sebeb olur. Ben tashihatımda böyle zararlı ilaveleri çok gördüm.

Hem benim tarz-ı ifadem, bu zamanın Türkçesine uygun gelmiyor. Bir parça dikkat ve teenni ister. Belki bunun da bir faydası, bir hikmeti var…” Emirdağ Lâhikası Elyazma 661 (1990 Üstadın Hizmetkarlarının imzasıyla neşredilen Lahikadan )

İşte Emirdağ Lahikasında bahsi geçen, Asay-ı Musanın lügatçesini Kastamonulu büyük alim ve fazıl şahsiyet olan Üstad Hazretlerinin talebesi Mehmed Feyzi ağabey alimane bir uslupla kaleme aldığı bu lügatnamesini Üstad Hazretleri bir mektupta sadece bir haber olarak yazmışken, daha sonraları Üstad Hazretlerinden habersiz olarak Hüsrev Ağabey bu lügatnameyi Asay-ı Musaların (teksirli Osmanlıca ve Latincelerinin) ahirlerine derceyledi.

Lakin sadece bir defa yapılan bu işlemi, takibeden baskıların hiç birine Üstad Hazretleri tarafından konulmasına dair bir işaret bir haber vuku bulmadığından, diğer neşrolunan Asay-ı Musalara konulmamış olmakla beraber bizzat Zübeyr Ağabey imzalı bir mektupta bahsedilen geçen lugatçe içinHz.Ustaddan bizzat ve şahsen duyup gördüğüşu rivayetve nakil vardır.(.. Bu Risale-i  Nuru tahriftir. Bir zaman birisi yaptı, R. Nura çok zarar verdi.) (R.N 27.Mektubu ve Lahikalar bölümü ve Y.As Abdulkadir Badıllının neşrettiği Lahika )

Hem delil getirilen Elyazma Emirdağ Lahikasındaki “mezkür hadisede yalnız Gençlik Rehberi için ve çok ehil ve âlim bir talebesine dahi sadeleştirme iznini vermediği, ancak dipnotları şeklinde lügatlerin yazılabileceği ifade edilmişken, aynı ihtiyaç bilhassa gençler için giderek daha da şiddetlendiği halde ,hazret-i Üstad’ın yakın dairesinde gayet ehliyetli ve edip şahsiyetler de varken lügatları, dipnotları halinde yazılmış bir Gençlik Rehberihakikî Nur şakirdleri sahasında ortaya konmamıştır. Ancak Latince yazı ve teksirle neşredilmiş Asa-yı Musa’nın sonunda lügatçesi konulmuştur. Daha sonraları Hazret-i Üstad’dan izin alınarak Risale-i Nur Külliyatı’nın kelimelerini de içine alan ’Yeni Lügat’’ namında umumî bir lügat kitabı 1968’de neşredilmiştir ve bundan sonra da lügat ihtiyacını karşılayan pratik çalışmalar yapıldı ve daha da yapılıyor…” (1990 Üstadın Hizmetkarlarının imzasıyla neşredilen Lahikadan )

Hem mevzuumuzla alakalı gayet manidar olan Nur’un Kahramanı büyük şahsiyet Zübeyir Gündüzalp ile alakalı bir hatırayı Abdulkadir Badıllı ağabey mezkür lahikada şöyle nakletmektedir.

“1969’da Arabi Mesneviyi tab’etmek için teşebbüse geçtiğimizde; aslen Arabça olan Mesnevinin içinde geçen bazı Türkçe kelimelerin Arabçaya tercümesi lazımdır, çünkü bu kitab Arabçadır ve Arabların içinde neşredilecektir, diye merhum Zübeyr Ağabeye mektubla bildirdim. Bu hususta Zübeyr ağabeyden gelen mektub aynen şöyledir:

“Rabian: İkinci mübarek ve müjdeli mektubunuzu aldım. Bugünkü neslin bilmediği fakat ihtiyacına binaen öğrenmek zaruretinde olduğu kelimeleri, Üstadımızın harikulade üslup ve belagatını ve hakikatleri ifade sadedinde isti’mal ettiği lügatları aynen muhafaza etmekle hepimiz mükellef bulanmaktayız. Hem merhum ve muazzez Üstadımızın sağlığında bu hususlarda:

1-Ya sahife sonlarında veya satır içinde lügatların yanına parantez içinde yazılıp yazılmayacağına,

2-Veyahut bir Risale-i Nur mecmuasının sonuna lügatçe ilavesine dair istenilen müsaadelere, mübeccel Üstadımız izin vermemiştir. Bir defasında şöyle buyurmuşlardı: “Bu Risale-i Nur’u tahriftir. Bir zaman birisi yapmak istedi, çok zarar verdi. Okuyanlar biraz zahmet çeksinler, lügatlerden arayıp bulsunlar.”

Eğer “şimendüfer, eczahane, santral” gibi lügatler, “Nuriye”de Arabî risalelerin içinde ise; mezkur vazifemize ve hakikata binaen yine değiştirmeyeceğiz. Okuyan zatlar öğrensinler. Eğer Arabçayı okuyacak yeni nesil ise, Yirminci asrın mevki-i muallasından hitab eden Mübelliğ-i Mübin’in, Hadi-i Ekber’in –kim bilir akılların ermediği ne hikmete binaen yazdığı-mevzubahis kelimeler misillu lügatları merak edip öğrenmek şeref-i manevisine yükselsinler.

Hamisen: Eğer Arabîleri başında, eğer başlıklar Türkçe ise yine aynen Türkçe olarak kalsın. Madem Üstadımız o büyük eseri, tekrar tekrar okumuş ve mecmua haline getirmiş olduğu sıralarda o başlıkları aynen bırakmış; bizlerde aynen bırakırız.

-Hasta Kardeşiniz-

İşte merhum Zübeyr ağabeyin Risale-i Nur neşrinde gösterdiği en büyük sadakat titizliğini ve en vefakar halet-i ruhiyesini ve samimi telakkisini gösteren ve bildiren ifadeleri…

Buraya kadar nakledilen parçalardan da anlaşılacağı üzere;

Bediüzzaman Hazretleri, asıl Türkçe olanfakatşimdi Osmanlıca dediğimizlisanın muhafazasını istemiş ve o kelimeleri bilerek tercih etmiştir. Risale-i Nur’da Osmanlıca kelime ve tabirlerin muhafaza edilmesinin çok hikmetleri vardır. Üstad Hazretleri bu kelimelerin öz Türkçelerini bildiği halde değiştirmemiştir.  Nitekim metinlerde bir çok öz Türkçe kelimeler, daha önce geçen Osmanlıca kelimelerin manalarını izah edecek şekilde ardarda veya başka cümlelerde onların yerine kullanıldığı görülmektedir.

Buda Nur’ların anlaşılmasını kolaylaştırmakta ve lügatlara müracaat olmadan dahi olsa Nur’ların anlaşılabileceğini göstermektedir.Sabredip teenni ile okuyan ve Nur’un derslerine devam edenler bu hakikata şahid olmuşlardır.Mezkür yerlerin çok sayıda örnekleri vardır.

Misâl olmak üzere.  “Sözler” adlı eserden birkaçını zikrediyoruz :

(Parantez içindeki rakamlar, Envar Neşriyatın son baskısındaki sahifeleri gösterir.)

anahtar (535), miftah (536)

tahammül edemez ve yüklenemez (537)

istinad eder. . . . . dayanır (627)

ince ve dakik (627)

müstağni ve hiç kimseye ihtiyacı olmayan (628)

tezyin ettiği gibi süslendirip (654)

sever, muhabbet eder (620)

gerek, lazım (621)

mâhir, usta (623)

tevkif ve durdurma (624)

istab’ad. . . . akıldan uzak ve muhal görür (65)

nihayetsiz, gayr-i mütenahi (552)

âlem-i ahiret (531), öteki alem (556)

me’yus, ümitsiz (584)

umum, bütün (586)

kanat, cenah(589)

küreyvat-ı hamra, yuvarlak kırmızı mevcut (592)

lisaniyle, diliyle (592)

beden-i insani (593), insanların bedeni (594)

şuunat, işler (595)

zaptetmek, ele geçirmek(596)

semanın (603), göğün (603)

yüz, sima(606)

istiğna-yı mutlak var, hiçbir cihetle ihtiyaç yok (607)

ekl, kelam ve fikirdir, yani yemek, söylemek ve düşünmektir (608)

elinde, kabzasında (609)

gölgesi, zılali (611)

geniş, vüs’atli (508)

vahşî, hiç şehir görmemiş (508)

hâlidir, boştur (508)

hakir, küçük (508)

âkil-ün nebat, ot . . . . . yerler (508)

âkil-üs-semek, balık. . . . . yerler (508)

nardan, ateşten (508)

nurdan, ışıktan (508)

İşte mezkür hakikatlar müvacehesinde mübarek ve kudsi Nur Kitaplarının arkalarına, kenarlarına veya altlarına ilave edilen lügat ve başka ilave çalışmaları, ‘Nur’un hizmetinde yapılmayıp unutulan veya gözden kaçan bir hizmet var mı varsa onu yaparak bu davaya nasıl bir hizmette bulunabilirim’ düşüncesinden uzak sırf dünyevi ticaret ve menfaat içinyapıldığı hakikatını çok bariz bir şekilde ortaya koymaktadır.

ص

Tavsiye Edilen

Hüsnü Zan, Adem-i İtimad Meselesi

Hüsn-ü zann kelime manası olarak “güzel düşünce” anlamına gelirken; ıstılahî manada, bir kişinin iyi niyetli …

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: