Çocuk Derlemesi 4

Hem peder ve vâlideyi şefkat ile teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet,Cenab-ı Hakk’ın muhabbetine aittir.O muhabbet ve hürmet, şefkat lillah için olduğuna alâmeti şudur ki:

Peder ve Evlad Arasındaki Münasebet

“Hem peder ve vâlideyi şefkat ile teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet,Cenab-ı Hakk’ın muhabbetine aittir.O muhabbet ve hürmet, şefkat lillah için olduğuna alâmeti şudur ki: Onlar ihtiyar oldukları ve sana hiçbir faideleri kalmadığı ve seni zahmet ve meşakkate attıkları zaman,daha ziyade muhabbet ve merhamet ve şefkat etmektir.

اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَا اَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُمَا اُفٍّ

âyeti beş mertebe hürmet ve şefkate evlâdı davet etmesi;Kur’anın nazarında vâlideynin hukukları ne kadar ehemmiyetli ve ukukları ne derece çirkin olduğunu gösterir.Madem peder; kimseyi değil, yalnız veledinin kendinden daha ziyade iyi olmasını ister. Ona mukabilveled dahi, pedere karşı hak dava edemez. Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. Zira münakaşa, ya gıbta ve hasedden gelir. Pederde oğluna karşı o yok. Veya münakaşa, haksızlıktan gelir. Veledinhakkı yoktur ki, pederine karşı hak dava etsin.Pederini haksız görse de, ona isyan edemez. Demek pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır.

Ve evlâdlarını, o Zât-ı Rahîm-i Kerim’in hediyeleri olduğu için kemal-i şefkat ve merhamet ile onları sevmek ve muhafaza etmek, yine Hakk’a aittir. Ve o muhabbet ise, Cenab-ı Hakk’ın hesabına olduğunu gösteren alâmet ise: Vefatlarında sabır ile şükürdür, me’yusane feryad etmemektir. “Hâlıkımın benim nezaretime verdiği sevimli bir mahluku idi, bir memlukü idi, şimdi hikmeti iktiza etti, benden aldı,daha iyi bir yere götürdü. Benim o memlukte bir zahirî hissem varsa, hakikî bin hisse onun Hâlıkına aittir. “El-hükmü Lillah” deyip teslim olmaktır.” (Hanımlar Rehberi 83 p son)

Âlim ve Cahil Çocuklarının Meselesi

“İki âlim; bazan nâkısın oğlu kâmil, kâmilin oğlu nâkıs oluyor. Güya bâkiye-i iştihayı, şevki,tevarüsle velede geçiyor. Öteki kaza-i vatar ettiğinden, veledinde ilme karşı açlık hissini uyandırmıyor.

Şu emsilelerdeki sırr-ı düstur şudur: Beşerde meyl-i teceddüd var.Halef selefi kâmil görse, tezyid eylemese; meylinin tatminini başka tarzda arar, bazan aks-ül amel yapar.(Sünuhat Tuluat İşarat 26 p2)

Bir Kız Çocuğunun Yedi Çocuk Meselesini Dinlemesi

Risale-i Nur eczalarından birkaç vecihle kerameti görülen mu’cizat-ı Ahmediyeye dair Ondokuzuncu Mektubun tashihi zamanında, yedi mu’cizat-ı Ahmediyeye (A.S.M.) mazhar yedi çocuğun bahsine geldiği vakitte Meliha isminde yedi yaşındaki kızım, umulmadık bir vakitde hanemden çıkıp Üstadımın oturduğu köşke geldi, o yedi çocuk bahsini mâsumane çocukcasına dinlemeye başladı. Çay içmesini çok sevdiği halde, kendine verildi, çocukların bahsi bitinceye kadar içmedi.

O saatten on dakika evvel, hem Ondokuzuncu Mektup, hem “Mi’rac Risalesi” ayrı ayrı tashih ediliyordu. Ondokuzuncu Mektub’un yüz elli sahifesi içinde birtek sahifede kuru direğin ağlamasından bahis var. “Mi’rac Risalesi”nde altıyüz satırdan birtek satır ondan bahseder. Muhtelif tarzlarda, muhtelif vakitte, muhtelif adamlar, muhtelif kitaplarda birden birtek sözü söylediklerini ben işittim. O da, kuru direğin ağlaması idi. Herbiri iki kişiden ibaret iki kısım tashihciler, aynı kelime üstündedirler, o kelimeyi söylüyorlardı. Ben hayret ile dedim: “İki taraf da bir kelimeyi söylüyorsunuz.” Sonra baktık. Mi’racın tashihi aynı kelimeye geldiği gibi, Ondokuzuncu Mektubun tashihi de aynı kelime üzerindedir. Biz hazır olanlar şüphemiz kalmadı ki, yedi yaşında Melihanın yedi çocuk bahsine tevafuku ve bu iki kısım musahhihlerin aynı kelimede ittifakları, o Mu’cizat-ı Ahmediye bahsinin bir kerametinin bir şuaıdır.(Sikke-i Tasdik-i Gaybi 22 p4)

Mâsum Çocukların İsim Listesi

Aziz Sıddık Kardeşlerim,

Risale-i Nurun küçük ve mâsum şâkirdlerinden elli-altmış talebenin yazdıkları nüshaları bize de gönderilmiş, biz de o parçaları üç cilt içinde cem’ettik, hem o mâsum şâkirdlerin bâzılarını isimleriyle kaydettik. Meselâ: Ömeronbeş yaşında, Bekirdokuzyaşında, Hüseyinonbiryaşında, HâfızNebionikiyaşında, Mustafaondörtyaşında, Mustafaonüçyaşında, AhmedZekionüçyaşında, Alionikiyaşında, HâfızAhmedonikiyaşındabu yaşta daha çok çocuklar var, uzun olmasın diye yazılmadı. İşte bu mâsum çocukların Risalet-ün-Nurdan aldıkları derslerinin ve yazdıklarının bir kısmını bize göndermişler, biz de onların isimlerini bir cetvelde dercettik. Bunların bu zamanda bu ciddî çalışmaları gösteriyor ki: Risalet-ün-Nurda öyle mânevî bir zevk ve câzibedar bir nur var ki; mekteblerdeki çocukları okumağa şevkle sevketmek için icad ettikleri her nevi eğlence ve teşviklere galebe edecek bir lezzet, bir sürur, bir şevk Risalet-ün-Nur veriyor ki,çocuklar böyle hareket ediyorlar.Hem bu hal gösteriyor ki:Risalet-ün-Nur kökleşiyor; inşâallah daha hiçbirşey onu koparamıyacak, ensâl-i âtiyede devam edecekAynen bu mâsumküçük şâkirdler gibi, Risale-i Nurun cazibedar dairesine giren ümmî ihtiyarların dahi, kırk-elli yaşından sonraRisale-i Nurun hatırı için yazıya başlayıp yazdıkları kırk-elli parçayı, iki-üç mecmua içinde dercettik. Bu ümmî ihtiyarların ve kısmen çoban ve efelerin, bu zamanda, bu acib şerait içinde herşeye tercihan Risale-i Nura bu surette çalışmaları gösteriyor ki, bu zamanda Risale-i Nura ekmekten ziyade ihtiyaç var ki; harmancılar, çiftçiler, çobanlar, yörük efeleri hâcât-ı zaruriyeden ziyade Risale-i Nura çalışmaları, Risale-i Nurun hakkaniyetini gösteriyorlar. Bu cildde az; sair altı cild-i âherde mâsumların ve ihtiyar ümmîlerin yazılarının tashihinde çok zahmet çektim. Vakit müsaade etmiyordu. Hatırıma geldi ve mânen denildi ki: Sıkılma, bunların yazıları çabuk okunmadığından, acelecileri yavaş yavaş okumağa mecbur ettiğinden, Risale-i Nurun gıda ve taam hükmündeki hakikatlarından hem akıl, hem kalb, hem ruh; hem nefis, hem his hisselerini alabilirler. Yoksa, yalnız akıl cüz’î bir hisse alır, ötekiler gıdasız kalabilirler.Risale-i Nur, sair ilimler ve kitaplar gibi okunmamalı. Çünki, ondaki îman-ı tahkikî ilimleri, başka ilimlere ve marifetlere benzemez. Akıldan başka çok letaif-i insaniyenin de kuvvet ve nurlarıdır.

Elhasıl, mâsumların ve ümmî ihtiyarların noksan yazılarında iki faide var:

Birincisi, teenni ve dikkatle okumağa mecbur etmektir.

İkincisi, o mâsumane ve hâlisane, samimî ve tatlı dillerinden, derslerinden, Risale-i Nurun şirin ve derin mes’elelerini lezzetli bir hayretle dinlemek, ders almaktır.[1][20]

Said Nursî”

(Tarihçe-i Hayat 318 p2)

Üstad’ın Çocuklarla Alakadarlığı

Üstadın sözlerindeki halâvet ve hitabındaki belâgat fevkalâdedir. Gezinti esnasında, rastladığı insanlar arasında her sınıf halk bulunduğu gibi, bilhassa dağlarda, kırlarda, ormanlarda ziraat ve ticaretle uğraşan halktan pek çoklariyle görüşmüş ve sohbet etmiştir. Üstadın geniş, küllî hizmet-i Kur’âniyyesinden sarf-ı nazar, faraza bütün meşgalesi ve hizmeti eğer sohbetine ve görüştüğü insanlara olan ders ve irşadına münhasır olsa dahi, yine emsalsiz denecek kadar büyük ve müessir bir hizmettir. Kendilerinin bu sahadaki hizmetleri, çok muazzamdır. Barla’da bulunduğu müddetçe talebeliğine, kardeşliğe ve âhiret hemşireliğine kabul ettiği erkek ve kadınlar gibi, Emirdağı ve civar köylerde de pek çok âhiret hemşireleri, talebeleri ve kardeşleri vardı. Bilhassa mâsum çocuklarla alâkadarlığı pek ziyadedir.”(Tarihçe-i Hayat 464 p2)

Çocuklara İman Şuurunun Verdiği Fayda

“…İlmihalden iman dersini alanbirmasum çocuğun, yanında ağlayan ve masum bir kardeşinin vefatı içinvaveylâ eden diğer bir çocuğa: “Ağlama, şükreyle.. senin kardeşin meleklerle beraber Cennet’e gitti; orada gezer, bizden daha iyi keyfedecek, melekler gibi uçacak, heryeri seyredebilir.” deyip, feryad edenin ağlamasını tebessüme ve sevince çevirmesidir…”(Şualar 260 p1)[1][21]

Çocukların Üstad’a Teveccühlerinin Hikmeti

“Said imzalı bir mektubda: “Yedi yaşından on yaşına kadar masum çocuklar, faytonla gezdiğim vakit, beni görünce koşuşup ellerime sarılmalarının hikmeti nedir? diye hayret ediyordum. Birden ihtar edildi ki: “Küçük masumlar taifesi bir hiss-i kabl-el vuku’ ile Risale-i Nur’la saadet bulacaklarını ve tehlike-i maneviyelerden kurtulacaklarını hissettiklerini anladım.” denmektedir.” (Şualar 441 p2)

Çocukların Risale-i Nur’la Meşgul Olmasının Önemi

Yalnız bu kadar var ki, Isparta havalisinde yüzer genç Said’ler ve Hüsrev’ler yetişmişler. Bu ihtiyar ve zaîf Said, dünyadan kemal-i istirahat-ı kalble veda etmeye hazırdır. Ve bilhassa mühim bir Medrese-i Nuriye olan Sava Köyü’nün başta Hacı Hâfız olarak Ahmed’leri, Mehmed’leri, hattâ muhterem hanımları (Tahir’in refika ve kerimeleri gibi) ve masumçocuklarıRisale-i Nur’la meşgul olmalarını düşündükçe bu dünyada Cennet hayatının manevî bir nev’ini zevk ediyorum, görüyorum. Oranın Ahmed’lerinin hediyesini umum o köy hesabına bir teberrük deyip, öpüp başıma koydum.” (Kastamonu Lahikası 101 p son)[1][22]

On Yaşında Masum Bir Çocuğun Evini terkedip Dershaneye Gelmesi

Fa’al, cidden çalışkan, Risale-i Nur ve Medrese-i Nuriye talebelerinden Marangoz Ahmed’in mektubunda, Eşref namında on yaşında bir masumçocuğun;köyünü, malını terkedip, iki gün mesafeden gelip, hiç yazı yazmadığı halde, on gün zarfında Risale-i Nur’u yazmağa muvaffak olması, Risale-i Nur’un bir kerameti olduğu gibi, Medrese-i Nuriye’nin de hârika bir çiçeğidir deniliyor.

Evet biz de deriz ki: Maddî bir kışta güzel çiçeklerin açılması, bir hârika-i kudret olduğu gibi; bu asrın manevî ve dehşetli kışında, Sava Karyesinin, yani Sava şeceresi bin güzel çiçekler ve Cennet meyveleri açması ve Isparta memleket bahçesi, binler gül-ü Muhammedî (A.S.M.) çiçekleri açması; elbette hârika bir mu’cize-i rahmet ve bu memlekete hârika bir keramet-i inayet-i Rabbaniye ve Risale-i Nur talebelerine hârikulâde bir ikram-ı İlahîdir diye itikad edip, Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükrederiz.” (Kastamonu Lahikası 132 p2)

Hizmetle Alakadar Çocuklar

Başta Risale-i Nur’un fıtrî talebelerimasumçocuklar demiştik. İşte bir nümunesi; bu mektubumu rahatsızlıktan kendim yazamadığım için ben söyleyip yeni hurufla yazan Ceylan, biri de ona mektub yazan masum Küçük Ali, biri de bu defa bana kâmilane ve müdakkikane mektub yazan Medrese-i Nuriye’nin küçük şakirdi Küçük Mehmed’dir. Ben de onlara “Bârekâllah bahtiyar çocuklar” derim, peder ve vâlidelerini de tebrik ederim.” (Emirdağ Lahikası I 43 p1)[1][23]

Çocuklara Kur’an Dersi

“…Re’fet’in masumlara Kur’an okutması ve kendisi Lem’alar ile, yazmak ve okumakla meşgul olması ve benim hastalığımın şifasına o masumlarla dua etmeleri, bir merhem gibi hastalığıma ferah ve hıffet verdi.” (Emirdağ Lahikası I 145 p2)

Çocuklarda ki Hizmet Gayreti, Diğerlerine de Tesir Eder

“Sâlisen: Nur santralı ve Yirmiyedinci Mektub’da çok ehemmiyetli fıkraları bulunan Sabri’nin bu defaki mersiyesini Lâhika’ya geçirdik ve size de gönderdik. Ve çalışkan mübareklerden ve Nurların neşrine çok hizmet eden Hâfız Mustafa’nın yedi yaşında iken Altıncı Şua’ı ve bana bir mektub yazan tam mübarek, masummahdumu; burada, masumlar içinde Nurlara bir iştiyak uyandıracak. Onun namı, Said Nurî olmalı; Nursî köydür, manasız olur. (Sin) olmasın, yalnız (ye) olsun; tâ Nurlara alâkasını göstersin. Daha çok şeyler yazacaktım, fakat başımda çok vazifeler ve işler bulunmasından kısa kesmeğe mecbur oldum.” (Emirdağ Lahikası I 150 p2)[1][24]

Çocukları Nur’a Teşvik [1][25]

“Safranbolu’da Nur’un ehemmiyetli şakirdlerinden Hıfzı’nın ikimasummahdumlarıbiri on, biri de sekiz yaşlarında Asâ-yı Musa mecmuasını yazdıkları ve bitmek üzere diye o masumlar bana bir mektub yazmaları, beni fevkalâde sevindirdi.” (Emirdağ Lahikası I 154 p5)

“Evet herbiri yüze mukabil binler Türk gençleri, masumları, ihtiyarları, Risale-i Nur’a şakird olmalarından, bu acib asırda, Türk Milletinin Devlet-i Abbasiye inkırazından İslâm yardımına koşmaları gibi, bu şakirdler dahi aynen koştular…” (Emirdağ Lahikası I 156 haşiye)

“…Nüshanın üstünde “onüç yaşında Hatice, Ahmed’in kızı” yazılmış. Bu Ahmed, hangi Ahmed’dir? Hem ona, hem kızına bin bârekâllah. Bu yaşta bu koca kitabı hem dikkatli, tevafuklu, hem güzel sıhhatli yazmak, masumların taifesinin bir kahramanlığıdır. Kim görüyor, mâşâallah der. Buradaki mekteb görmüş hanımlarda bir şevk uyandıracak. (Emirdağ Lahikası I 157 p son)

“Hıfzı’nın iki masumunun yazdıkları Asâ-yı Musa ve Rehber ve Küçük Sözler bizi mesrur eyledi. Yüz mâşâallah. Böyle binler Nurcu masumlar, istikbali nurlandıracaklar.”(Emirdağ Lahikası I 166 p son)

Çocuklara Kur’an Dersi

Sualleri çok nurlu hakikatların zuhuruna vesile olan Re’fet’in, hem masumlara Kur’an ve Nurları ders vermesi, hem kendisi Nur Lem’alarıyla meşgul olması, hem tashihatta bana ve Hüsrev’e yardım etmesi, hem İstanbul’da Asâ-yı Musa’nın insaflı âlimlerin ellerine geçmesine çalışması, çok şâyan-ı tebriktir.” (Emirdağ Lahikası I 160 p3)

Çocukları Risale-i Nur’a Teşvik [1][26]

Kahraman Tahirî’nin teberrük olarak getirdiği tatlı lokmalar, acib bir bereketle, her gün ikişer-üçer yediğim halde bitmiyordu. Hayret ederdim. Bugün âdetimle iki alacaktım; baktım yalnız iki tane kalmış, iktisad için birisini aldım. Aynı saatte, Hıfzı’nın iki masum evlâdının, bir kutu içinde yazdıkları nüshalar altında şekerden, ekmekten, aynen Tahirî’nin lokmaları gibi; hem onun mikdarında elime verildi. Ben bu tatlı tevafuktan zevk alırken, dünkü gün aynı saatte çok hararetim vardı, çok su içiyordum. Canım, üryani erik hoşafı istedi. Ben bilmiyordum, unutmuştum; şiddetli bir arzu ile hararetimi teskin edecek eskide alıştığım ve çok istimal ettiğim üryani erik, bir kutu içinde ve Âsiye’nin has arkadaşlarından Nurcu Şerife Hanım’ın şekeriyle elime verildi. Ben de bu çok tatlı tevafukun hatırı için hem masumların, hem onların teberrüklerini yüz misli kadar kabul ettim. Umumunuza binler selâm.” (Emirdağ Lahikası I 167 p3)

“İnşâallah ileride tam görecekler. Bir Said içinizde noksan olmakla, yüzer manevî Said olan mecmualar ve binler maddî Said’ler, içinizde hâlis ve mükemmel o vazifeyi görebilirler ve görüyorlar. Bu hakikata binaen, benim şahsıma ve başıma gelen hâdiselere çok ehemmiyet vermeyiniz. Yalnız çok dua ediniz.. za’f ve ihtiyarlık ve ziyade teessüratıma, bence makbuliyetleri şübhesiz olan dualarınızla yardım ediniz.

Kahraman Tahirî’nin Nurcu masume, merhume mübarek Hicret’i dünyadan Cennet’e hicret etmesi, hakikaten beni mahzun eyledi. Öyle bir Nur şakirdi ve masum taifesinin ehemmiyetli bir çalışkanı gitmesi, Nur hesabına da beni müteessir etti. İnşâallah onun yerine çoklar girecek, yerini boş bırakmayacaklar. Nasılki şimdiden Uşak’lı küçücük Haydar meydana çıktı, hicret eden hemşiremin vazifesini göreceğim diye bizi mesrur eyledi. Cenab-ı Hak, Hicret’in peder ve vâlidesine ve akrabasına sabr-ı cemil ihsan edip, Hicret’i onlara şefaatçi eylesin ve o merhumeyi de merhume hemşirem Hanım’la Cennet’te mesrur eylesin, âmîn. (Emirdağ Lahikası I 180 p1)

Çocuklara Alâka Göstermek

“Benim yanıma çok defa gelen bu hemşirelerimin masum evlâdları, Nur şakirdlerinden masumlar dairesinde dâhildirler ve çok defa hatırlıyorum.” (Emirdağ Lahikası 177 I p3)

Çocuğun Nur’u Gaye-i Hayal Edinmesi

“Hem bazı cümleleri ta’dilâtla beraber “Lâhika”mıza geçirdiğimiz Mustafa Osman’ın ve muallim Mustafa Sungur’un müşterek acib mektubları gösteriyor ki; merhum Hasan Feyzi nev’inde bir sünbül orada inkişafa başlamış, çok bîçarelerin imanınıkurtaracaklar. Hususan onların mahiyetinde ve Isparta’nın küçük masum kahramanlarına benzer Rahmi namında ondört yaşında bir mektebli çocuğunfedakâraneNurların derslerini gaye-i hayat bilmesi,bizleri ve Nurcuları cidden sevindiriyor.O havali için gençlerin kurtulmasına bir fâl-i hayırdır.” (Emirdağ Lahikası I 196 p3)

Hz. Üstad’ın Bir Nurcuyu Ailece Tebrik Etmesi

“Seni ve kardeşin kahraman Burhan’ı ve senin iki mübarek, masum evlâdını ve senin hane halkını, Risale-i Nur namına ve umum şakirdler hesabına, ruh u canımızla sizi tebrik ediyoruz…” (Emirdağ Lahikası I 212 p2)

Çocukları Nur’a Teşvik

“Kardeşimiz ve Nur’un kumandanlarından Isparta Hulusi’si Re’fet Bey’in mübarek masumunun dokuz yaşında iken -bu derece- Risale-i Nur’dan Birinci Söz’ü yazması gösteriyor ki; o mübarek Hüsnü, Safranbolu’nun onbir yaşındaki Hüsnü’sü gibi dahi masumların küçücük bir kahramanı olmağa namzeddir. Cenab-ı Hak onu Nurlara bağışlasın ve muvaffak eylesin, âmîn. İnşâallah yazdığı nüshayı sonra tashih edip göndereceğim.” (Emirdağ Lahikası I 217 p4)

Çocukları Dine Teşvik Edenlerin İsim Listesi

“Alamescid Köyü Hocası İbrahim Edhem’in hâlisane mektubuyla, ehemmiyetli ve Nur’un masum şakirdlerinin o mübarek hocanın dersinden tam hisse alan ve Nur dairesine giren altı küçücük masumların kendi kendilerine düşünüp hocalarına söyleyerek, altı pusla kendi kalemleriyle yazarak, bu ihtiyar, hasta Said’e, o masum mübarekler, ömürlerinden herbiri bir kısmını vermesi, hakikaten gayet medar-ı hayret ve takdir bir hâdise-i Nuriyedir. Ben dahi o masumların o mübarek hediyelerini kabul edip, yine o küçücük Said’lere hediye ederek,benim yerimde çalışmak için bağışlıyorum. Cenab-ı Hak onları muvaffak eylesin. O küçücük Said’ler ise, işaretlerinden: İbrahimdokuzyaşında, Mustafaonbiryaşında, Halilİbrahimonikiyaşında, EminYılmazondörtyaşında, Mehmedonbiryaşında, Abdullahonikiyaşlarındadır.” (Emirdağ Lahikası I 228 p3)

Çocukları Nur’a Teşvik

“Safranbolu’daki hâlis kardeşlerimizden Hıfzı’nın küçük medrese-i Nuriyesi olan hanesindeki küçük ve çok çalışkan masumlarıyedi yaşında Yılmaz ve onüç yaşında Hüsnü’nün ve onlar gibi Nur’a çalışan muhterem vâlidelerinin mübarek kalemleriyle yazdıkları tebriklerini, umum Safranbolu ve Eflani medrese-i Nuriyesi namına bu Ramazan’ın bir Firdevsî teberrükü hesabına kabul ettik. Yılmaz’ın rü’yası aynen çıkmış.” (Emirdağ Lahikası I 242 p6)

“İnebolu kahramanlarından berber Ali Osman’ın masum mahdumunun güzel yazısıyla gönderdiği mektuba baktım, birden hatırıma geldi: Üç mühim Nur merkezinde üç berber tam birbirine benzer bir tarzda Nur’a büyük hizmetleri, hem herbirisi çocuklarıyla Nur’a çalışmaları, beni mesrur eyledi. Berber Burhan, berber Hıfzı, berber Ali Osman; Nur’un birer kıymetli kahramanlarıdır. Allah onları çoluk ve çocuklarıyla dünyada ve âhirette mes’ud etsin, âmîn!”(Emirdağ Lahikası I 269 p2)

Risale-i Nur’dan İstifade Hesabına Çocukların Üstad’a Alâka Göstermeleri

“…Risale-i Nur’un bu memlekette masum çocuklara ve kendilerine çok menfaati olacak diye, akıl ve fikirleri derketmediği halde, o masumane his ile Risale-i Nur’un manası itibariyle tercümanına, annesine yalvarmasından ziyade bir iştiyak ile koşuyorlardı.” (Emirdağ Lahikası II 102 p4)

Risale-i Nuraherkesden ziyade iştiyak gösteren,mâsum gençler ve çocuklardır. Binler nümunesinden bir nümunesi şudur:

Bir zaman, Bolvadin Kazasından geçerken, üstadın geldiğini gören ilk ve orta mekteb talebeleri, bilâ-istisna hepsi mektebin bahçesinden çıkarak arabanın etrafını alıp selâm veriyorlardı; ve lisan-ı halleriyle“Hoş geldiniz” diyerek tebriklerini ve minnetdarlıklarını takdim ediyorlardı. Bunun hikmetini, bir müddet evvel Emirdağında, bindiği faytonun geçtiğini görüp tâ uzaklardan dikenlere basarak“Bediüzzaman dede.. Bediüzzaman dede!.” diye Emirdağ köylerinin yollarında koşuşan mâsumçocuklar münasebetiyle, üstadımızdan sormuştuk. O zaman: “Bu mâsumların akılları derketmiyor,fakat ruhları bir hiss-i kablelvuku ile hissediyor ki; Risale-i Nurla bunlar hem imanlarını kurtaracak; hem vatanlarını, hem kendilerini, hem istikballerini dehşetli tehlikelerden muhafaza edecekleri için bu hakikati kalbleri hissetmiş; ve benim Risale-i Nurun tercümanı olmam hasebiyle, Risale-i Nura ait muhabbet, teşekkürat ve minnetdarlığı bana gösteriyorlar.” dedi ve onlara dua ettiğini söyledi. Üstad Bediüzzaman, çocukları pek sever, böyle etrafında toplandıklarında: “Masûm olduğunuz için dualarınız makbuldür, bana dua ediniz.” diye onlara iltifat ederdi.

İşte, anneleri hep Nur Talebeleri olan Bolvadin mâsumlarının samimî alâkalarının sebebi bu idi. (Tarihçe-i Hayat 160 haşiye)

Çocukları Risale-i Nur’a Teşvik

Risale-i Nur’un küçük ve mâsum şakirtleri.

Risale-i Nur’un küçük ve mâsum şakirtlerinden elli altmış talebenin yazdıkları nüshaları bize de gönderilmiş, biz de o parçaları üç cilt içinde cem ettik… (EK-6)

Barla medrese-i Nuriyenin baş kâtibi Şamlı Hâfız Tevfik’in halka-i tedrisinde Sıddık Süleyman’ın mahdumu Yusuf ve merhum Mustafa Çavuş’un ve Ahmed’in oğulları gibi Kur’andersiyle Kur’an yazısını ve Nurları öğrenmesi; ve Hulusi ve Hâfız Hakkı’nın Nurları şevk ile yazmaları, Barla’ya karşı benim ümidimi kuvvetlendirdiler ve derince bir ferah ve sürur verdiler. Cenab-ı Hak muvaffak eylesin, âmîn. Ve Tevfik’e tevfik refik eylesin, âmîn! (Emirdağ Lahikası I 224 p3)

Çocukları Hizmete Teşvik

“…İnebolu’da ve civarında hem çok hanımların, hem küçük yavrularınınRisale-i Nur’u yazmağa başlamalarını ve Kur’an dersini çok masumların almasını bütün ruh u canımla tebrik ederiz. (Emirdağ Lahikası I 141 p son)

Annelerin Çocuklara Ders Vermesi

“Din, iman aşkıyla,Müslümanlık duygusuyla mes’ud olabilecek biz anneler;yavrularımıza Kur’an-ı Kerim’i öğretiyoruz, Risale-i Nur’a çalıştırıyoruz.Risale-i Nur’un iman, İslâmiyet dersleriyle terbiye etmeye çalışıyoruz…”(Hanımlar rehberi 132 p son)

ص