Nur Talebesi Risale-i Nurdan Başka Eser Okur Mu?

Nur Talebesi Risale-i Nurdan Başka Eser Okur Mu?

        …Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır. Evet onbeş sene yerine, onbeş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, iman-ı hakikîye îsal eder…

K.L 77 p1

        …Eski medreselerde beş-on seneye mukabil, inşâallah Nur medreseleri beş-on haftadaaynı neticeyi temin edecek ve yirmi senedir ediyor…

E.L.I/249 p1 st8

        …”Risale-i Nur, bu zamanda kâfidir.On sene medresede okuyanlar, Risale-i Nur’la bir senede aynı istifadeyi ettiklerineşahid, binler ehl-i ilim var. Madem Hacı Kılınç Ali birbuçuk sene bütün Risale-i Nur eczalarına sahib çıkmış, kısmen okumuş; nazarımızda yirmi senelik bir Nur talebesidir. Ben her sabah haslar içinde onun ismiyle bütün manevî kazançlarıma, defter-i a’maline geçmek için hissedar ediyorum. Öyle ise, o da bütün hayatını Risale-i Nur’a vermeye mükelleftir. Demek şimdiye kadar Câmi-ül Ezher’e gitmeğe muvaffak olmaması ehemmiyetli bir hikmet içindir ki, Nurlar ona kâfi imiş

E.L.II/26 p1

        Nazif’in mektubuyla beraber bir mütekaid efendinin vesveseye dair bir suali var. Eğer o adamın ciddî olarak Nurlara alâkası varsa, böyle suallere hiç ihtiyacı olmaz. Hikmet-ül İstiaze Lem’asını ve Yirmidokuzuncu Söz’ün melaike ve ruhanîlerin vücudlarına dair kısmını okusun. Onun manasız ve yüz yerde cevabı bulunan vesvesesi ise, zındık maddiyyunların şimdilik dehşetli vaziyetinden fırsat bulup bir aşılamalarıdır ki; o adam, ondan müteessir olmuş, o suali sormuş. Ona selâm ederim. Risale-i Nur onun her müşkilini halledebilir. Hâlisane, teslimkârane ona çalışsın, onu dinlesin.

(E.L-I 158 P2)

        Uzun zaman Bediüzzaman Hazretlerinin yanında kalıp kendilerine hizmet eden Bayram Yüksel ağabey anlatıyor. Üstadımız bize şu dersi verirdi: “Bakın ben başka kitaplarla meşgul olmuyorum. Sizde Risale-i Nurdan başka kitaplarla meşgul olmayın. Risale-i Nur size kafidir.”

(Son şahitler s:52)

        Diyorlar: “Said yanında başka kitapları bulundurmuyor; demek onları beğenmiyor. Ve İmam-ı Gazâlî’yi (r.a.) de tam beğenmiyor ki, eserlerini yanına getirmiyor.”


        İşte bu acip, manasız sözlerle bir bulantı veriyorlar. Bu nevi hileleri yapan, perde altında ehl-i zındıkadır; fakat, safdil hocaları ve bazı sofuları vasıta yapıyorlar.


Buna karşı deriz ki: Hâşâ, yüz defa hâşâ! Risale-i Nur ve şakirtlerinin bir üstadı olan Hüccetü’l-İslam İmam-ı Gazalî ve beni Hazret-i Ali ile bağlayan yegâne üstadımı beğenmemek değil, belki bütün kuvvetleriyle onların takip ettiği mesleği ehl-i dalâletin hücumundan kurtarmak ve muhafaza etmektir.


        Fakat, onların zamanında bu dehşetli zındıka hücumu, erkân-ı imaniyeyi sarsmıyordu. O muhakkik ve allâme ve müçtehid zatların asırlarına göre münazara-i ilmiyede ve diniyede istimal ettikleri silâhlar hem geç elde edilir, hem bu zaman düşmanlarına birden galebe edemediğinden, Risale-i Nur Kur’an-ı Mucizü’l-Beyandan hem çabuk, hem keskin, hem tam düşmanların başını dağıtacak silâhları bulduğu için, o mübarek ve kudsi zatların tezgâhlarına müracaat etmiyor. Çünkü, umum onların mercileri ve menbâları ve üstadları olan Kur’an, Risale-i Nur’a tam mükemmel bir üstad olmuştur.Ve hem vakit dar, hem bizler az olduğumuz için vakit bulamıyoruz ki, o nuranî eserlerden de istifade etsek.
 


        Hem Risale-i Nur şakirtlerinin yüz mislinden ziyade zatlar, o kitaplarla meşguldürler ve o vazifeyi yapıyorlar. Biz de o vazifeyi onlara bırakmışız. Yoksa-hâşâ ve kellâ-o kudsi üstadlarımızın mübarek eserlerini ruh u canımız kadar severiz. Fakat herbirimizin bir kafası, birer eli, birer dili var; karşımızda da binler mütecaviz var; vaktimiz dar. En son silâh, mitralyoz gibi Risale-i Nur bürhanlarını gördüğümüzden, mecburiyetle ona sarılıp iktifa ediyoruz.
 

(Kastamonu Lahikası – 182)


        Ey kardeşlerim, Mesleğimiz, tecavüz değil tedafüdür. Hem tahrip değil, tamirdir. Hem hâkim değiliz, mahkûmuz. Bize tecavüz eden hadsizdirler. Mesleklerinde, elbette çok mühim ve bizim de malımız hakikatler var. O hakikatlerin intişarına bize ihtiyaçları yoktur. Binler o şeyleri okur, neşreder adamları var. Biz onların yardımlarına koşmamızla,omuzumuzdaki çok ehemmiyetli vazife zedelenir vemuhafazası lazım olan ve birer taifeye mahsus bir kısım esaslar ve âli hakikatler kaybolmasına vesile olur.

        Risale-i Nur, hakaik-i İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır. Evet onbeş sene yerine, onbeş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, iman-ı hakikîye îsal eder. Bu fakir kardeşiniz yirmi seneden evvel, kesret-i mütalaa ile bazan bir günde bir cild kitabı anlayarak mütalaa ederken; yirmi seneye yakındır ki, Kur’an ve Kur’an’dan gelen Resail-in Nur bana kâfi geliyorlardı.Bir tek kitaba muhtaç olmadım, başka kitabları yanımda bulundurmadım. Risale-i Nur çok mütenevvi hakaika dair olduğu halde, te’lifi zamanında, yirmi seneden beri ben muhtaç olmadım. Elbette siz, yirmi derece daha ziyade muhtaç olmamak lâzım gelir.

        Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum. Siz dahi Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.

(Kastamonu Lahikası – 77)

        …Manevî bir elektrik olan Resail-in Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, külfet-i tahsile ve derse çalışmağa ve başka üstadlardan taallüm edilmeğeve müderrisînin ağzından iktibas olmağa muhtaç olmadan herkes derecesine göre o ulûm-u âliyeyi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder, muhakkik bir âlim olabilir

(ŞUA 690 pson)

        Bu gizli din düşmanları ve münafıklar çoktandır anladılar ki, Nur Talebelerinin kefenleri boyunlarındadır. Onları, Risale-i Nur’dan ve üstadlarından ayırmak kabil değildir. Bunun için şeytanî plânlarını, desiselerini değiştirdiler. Bir zayıf damarlarından veya sâfiyetlerinden istifade ederiz fikriyle aldatmak yolunu tuttular. O münafıklar veya o münafıkların adamları veya adamlarına aldanmış olanlar dost suretine girerek, bazan da talebe şekline girerek derler ve dedirtirler ki: “Bu da İslâmiyete hizmettir; bu da onlarla mücadeledir. Şu malûmatı elde edersen, Risale-i Nur’a daha iyi hizmet edersin. Bu da büyük eserdir.” gibi bir takım kandırışlarla sırf o Nur Talebesinin Nurlarla olan meşguliyet ve hizmetini yavaş yavaş azaltmakla ve başka şeylere nazarını çevirip, nihayet Risale-i Nur’a çalışmaya vakit bırakmamak gibi tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar…

(T.H 690 pson)

        Yukarıda nakledilen paragraflar dikkatle mütalaa edilirse,Üstad Hazretlerinin, hassaten Risale-i Nur’un irşad sahasındaki başka eserlerle meşgul olmayı yasakladığı anlaşılmaktadır..Zira imanı muhafaza etmenin çok müşkilleştiği bir zamanda , çokların onu kaybettiği bir devirde,herkese her şeyden evvel lazım olan, imanını taklidden tahkike çevirecek,en kısa bir yola ihtiyacı vardır ki;Risale-i Nurlar bu sahada yazılmış emsalsiz bir eserdir.En kısa,en sağlam yol ile imanı elde etmek varken başka metodlarla elde etme gayreti,en azından zaman kaybıdır.

        Evet İslam’da,kişiyi Allah’a ulaştıran,marifet kazandıran üç yol vardır.Bunlardan biri ulema-i ilm-i kelamın yolu,diğeri mutasavvıfların yolu,üçüncüsü ise hakikat mesleğidir.Çendan bu üç yol da Kur’an’ dan alınmışlardır.Lakin ilk iki metod, fikr-i beşer başka surete ifrağ ettiği için müşkilleşmiş, zorlaşmış evhamdan masun kalmamışlardır.Bu sebeple en sağlam ve kestirme olan Hakikat mesleğidir ki,Risale-i Nurlar bu sahada irşad yapmaktadır.

        Bununla beraber Nur Talebeleri,Risale-i Nur haricinde elbette doğru bir şekilde amel edebilmek adına fıkıh kiataplarına,Hz.Peygamberin siyer-i seniyesine ve daha başka temel eserlere de müracaat etmektedirler.Hem Üstad Hazretleri külliyatta bazı temel eserlere havaleler yapmış,isteyen bakabilir demiştir.Tahkik mesleği gereği Nur’un has şakirdleri de bu eserlere müracaat etmektedirler. Hem Nur dairesi içinde bir çok alim zatlar da mevcuttur ve onlara da bu sahada müracaat edilmektedir.

        Hal böyleyken Nur Talebelerini haşa ilme düşman ve cahil göstermek ki, yukarıda zikredilen Şualar 609 da ve başka yerlerde geçen muhakkik bir alim olabilir ifadesine zıt olarak cahil kalır kalmaya mahkum olur diye iddia etmek büyük bir iftiradır. Umum Nur Talebelerinin vebalini almaktır.

ص