MEVLİD-İ ŞERİF DERSİ

Site rengi

Tasarım

Geniş
Kutulu
Risale-i Nur
Risale-i Nur Dersleri, Bediüzzaman Said Nursi, Nura Sadakat

Fethullah Gülen’in Sadeleştirme Tarihçesi

  • 03 Ocak 2014
  • 1 YORUM
  • 1.049 KEZ OKUNDU

Fethullah Gülenin Risale-i Nur’larla tanışması takriben 1957 yılına tekabul ettiği Küçük Dünyam isimli kitapta şöyle anlatılmaktadır.

 

” Fethullah Gülenin 1957 Risale-i Nurlarla tanışması

 

Erzurum’da talebelik yıllarında Bediüzzaman’ın yanından gelen Muzaffer Arslan’ın sohbetlerine katılması üzerine risaleleri tanır ve bir daha da sohbetlere katılmaktan geri kalmaz. Ramazan vesilesiyle Amasya, Tokat ve Sivas taraflarını dolaşarak vaazlar verdi ve sohbetler yaptı.(Latif ERDOĞAN, Küçük Dünyam)

Fethullah Gülenin Risale-i Nur’larla tanışması takriben 1957 yılına tekabul ettiği Küçük Dünyam isimli kitapta şöyle anlatılmaktadır.

 

”  Fethullah Gülenin 1957 Risale-i Nurlarla tanışması

 

Erzurum’da talebelik yıllarında Bediüzzaman’ın yanından gelen Muzaffer Arslan’ın sohbetlerine katılması üzerine risaleleri tanır ve bir daha da sohbetlere katılmaktan geri kalmaz. Ramazan vesilesiyle Amasya, Tokat ve Sivas taraflarını dolaşarak vaazlar verdi ve sohbetler yaptı.(Latif ERDOĞAN, Küçük Dünyam)

 

1952’lerde  “Büyük Doğu” mecmuasını çıkaran meşhur yazar ve şöhretli edip Necip Fazıl Kısakürek, risâlelerden bazılarını sadeleştirerek mecmuasında neşrettiği zaman, Hz. Üstad onu durdurmak için talebelerini vazifelendirdi ve o neşriyatı durdurdu. Bu hususta, Üstadın hizmetkârı ve en yakın talebelerinden merhum Ceylân Çalışkan ile Zübeyr Gündüzalp, Necip Fazıl Bey’e Risâle-i Nur’un sadeleştirilemiyeceğine dair uzun mektublar yazdılar. Müdellel ve mevsuk hüccetlerle onu durdurdular. Bilahare Hz.Üstadın vefatıyla tekrar ikici kez sadeleştirme teşebbüsünde bulunan Necip Fazıl Kısaküreği, merhum Zübeyir Gündüzalp bizzat bürosuna giderek ikaz etti ve bu teşebbüsünden de vazgeçirildi.

 

İşte merhum Necip Fazıl’ın sadeleştirme girişimleri Fethullahı derinden etkilediğini ileriki zamanda kendi beyanatlarından anlamaktayız.

 

Fethullah , Necip Fazıl Kısakürek’in bu tahrifatının bir benzerini kendilerine ait neşir organında bir dönem yapmıştır.

 

Bu çalışmanın bir numunesiZaman Gazetesinin 22 Ocak 1990’daki nüshasında mevcuttur. Mezkûr tarihte Şemseddin Nuri Müstear isimli bir zat, kendi ifadesiyle “Bir büyüklerinin” (yani Fethullahın) fevkalâde hünerli(!) şekilde yapmış olduğu sadeleştirmesinden nümune için ve iftiharkârâne bir tarzda bazı pasajlarını dercederek iddialı şekilde, sadeleştirme tahrifini kendi zu’munca meşru göstermeye çalıştığına şahid olmaktayız.

 

O zaman Varis ağabeylerin neşrettikleri lahika mektubu ve Hekimoğlu İsmail’in gidip kendisiyle birebir görüşmesi neticesinde bu tahrifattan (muvakkaten) vazgeçmiştir.

 

2000’li yıllara gelindiğinde ise bu düşüncesini gazete lisanıyla açıkça ilan eden Fethullah 2004 yılı başlarında Nuriye Akman’la yaptığı gazete röportajında bu mesele hakkındaki görüşünü şöyle dile getirmişti.

 

Nuriye Akman:  “Risalelerin, bugünün insanının anlayabileceği, lezzet alabileceği (!) bir dile çevrilmesi fikrine nasıl bakarsınız? Çünkü İngilizce okuyanlar daha rahat anlıyor. Böyle bir şeyi teşvik eder misiniz?

 

Fethullah Gülen:

Merhum Necip Fazıl’ı Kırklareli’ne konferansa çağırmıştık. O zaman orada vaizdim. Kendisine talebelik yapanlarla gelmişti. Onu arabasına koyup getiren arkadaş daha ziyade Nur’lardan istifade etmiş, Bediüzzaman Hazretleri’ne saygı duyan bir arkadaştı. Gelirken onun hali, tavırları, davranışları da Üstad Necip Fazıl’a çok tesir etmiş. Ondan takdirle bahsetti orada. Akşam bir yemekte de beraber bulunduk. Güzel şeyler konuşuldu. Ben saygımı ifade ettim

 

Necip Fazıl bana dedi ki: -ben bunu kemal-i samimiyetle itiraf ediyorum- “Bediüzzaman, Sultanahmet’in mimarı gibi büyük bir adamdır. Bu büyük insanın büyük düşünceleri var.Fakat köprünün altında, dubalarda yaşayan insanlar var. Bunlar Bediüzzaman’ı, bu büyük mimarın sözlerini anlamazlar. Bana müsaade edilse de o dubalarda yaşayan insanların diline göre onu sadeleştirsem.” Ben burada Necip Fazıl’ın tevazuunu ve mahviyetini görüyorum.”

 

Ona kendi tabirimle “Üstadım bu mesele beni aşar. O büyük zata birinci safta hizmet etmiş, kitaplarını yazmış, istinsah etmiş, basmış, dağıtmış insanlar vardır. Bu mevzuda söz onlarındır. Bana sadece bir elçilik düşer. Bu elçiliği yaparım.” dedim. Çok yumuşamıştı. Hatta Büyük Doğu’nun üst üste iki sayısında yazdı. Bu yazıları bizim arkadaşlarımız sorguladılar. Üstad için ölebilecek çok vefalı birisi, sorguladı.

 

Hoşlanmadı yani.

 

Hoşlanmadı. Sonra bizim rahmetli Bekir Berk Bey geldi. Necip Fazıl’ı kastederek bana dedi ki, “Keçeli ne yaptınız, adamı fethetmişsiniz? Sen kitap vaat etmişsin ona. Külliyatı verecekmişsin. Gel ver.” Ben de İstanbul’a kitapları vermeye gittim. O gün evinde beraber yemek yediğimiz arkadaş da vardı.

 

“Fakat bizim gibi düşünmeyen, benim de hatırını kıramayacağım birisi beni çağırdı. Oldukça ciddi itap etti. “Bu kitaplar böyle isteyene uluorta verilmez. O kim oluyor sadeleştirecek?” dedi. Ben de haşlandım orada.”

 

“Necip Fazıl gibi belli kredisi olan bir insan tarafından onun kendisine has üslubuyla, kendisini sevenlerle olabilirdi o gün. Geç kalındı.”

 

“bazı muğlak ifadeleri, orijinal tespitleri herkes doğrudan doğruya okurken hemen anlayabilse çok güzel olur. Sizin sadeleştirme düşüncenize iştirak ediyorum. Fakat benim dar aklım anlamıyor mu acaba? Anlamadığım bir şey mi var acaba, diye kendi kendime de soruyorum.”

 

“Tabii ben öyle bir şey yapmaya cesaret edemem. Hem öyle bir şeyi ifade etmeyi beceremem, itiraf etmeliyim. Dili çok iyi kullanan engin birisinin, biriyle müşterek bu işi yapmasında hiçbir mahzur yok. Zaten alıntılarımızda hep aynı şeyi yapıyoruz. “

 

Fakat düşüncelerinize ben aynen iştirak ediyorum. Keşke cesur birisi çıksa, hiç kimsenin gönlünü kırmadan herkesin anlayacağı bir dilde sadeleştirse

 Buraya kadar nakledilen pasajlardan anlaşılacağı üzere Fethullah Gülen zaman zaman yani ta tarihin derinliklerinden beri, efkar-ı ammenin nabzını tutmak maksadıyla yani  “acaba zaman ve zemin musait oldu mu ?.. “ diye belli zamanlarda bu meseleyi ortaya atmış ve bu tahrifatı yapabileceği münbit bir zemin aramıştır. Ve en nihayet kendilerini yeteri kadar güçlü gördükleri bir zamanda Varis ağabeyleri ve tüm Nur Talebelerini karşılarına almak ve onları rencide etmek pahasına dahi olsa bu işe tam teşebbüs et(tiril)miştir.

 

11-07-2012

ص

 

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. bir cevap dedi ki:

    Çok sağolun meraklarım izale oluyor

BİR YORUM YAZ